SİTCOM

                Bir sitcom olsun hayat, her akşam tek başına geçip izlediğin, ardı ardına belki sabaha dek. Herkes gülsün, ölümler bile bir bölümlük olsun ve her şey gerisinde bir iz bırakmadan geçip gitsin. Bir sitcom olsun ve yalnızlık bile seni gülümsetebilsin, kaybettiklerin, işin, sevgilin ve hatta masumiyetin, gülümsetebilsin seni en acı dediklerin. Arkadaşların çıkagelsin dört bir yandan, türlü anılar anlatsınlar ve sohbet saatlerce devam etsin. Bütün hatalarınla ve eksiklerinle eğlenebilesin bir sonraki bölümde unutuncaya kadar.

                Hiçbir şey sana engel olamasın eninde sonunda hayallerine kavuş, belki birkaç bölüm sonra belki sezon finalinde ama ne olursa olsun bir gün mutlaka. Hiçbir zaman tamamen bitik ve çaresiz duruma düşme sanki gerçekte bunlar oluyormuşçasına. Sevgisizlik ve tatminsizlik bir şaka aracı olsun sadece, hiçbir zaman boş evde otuz bir çekme ve sonrasında pişmanlık duyma. Etrafında gezinen insanlara rağmen yalnız hissetme. Her bir karakterin bir anlamı olsun senin için, esnafla sohbet et ve köşedeki yaşlı çifte gülümse sanki insanlar seni garipsemeyecekmişçesine.

                Televizyonu açtığında en sevdiğin program olsun her zaman, akşam yorgun argın döndüğün iş bütün gün seni yormamış olsun hiçbir zaman.  Para senin için küçük bir detaydan öte olmasın, sanki bütün geleceğini belirlemeyecek gibi. Düşünme onu, bunu, hiçbir şeyi. Her şey en fazla bir bölümlük olsun senin için, en büyük çöküşlerin bile, ha bilemedin belki iki.

                Yatağa uzandığında güzel anılar gelsin hep aklına, lisede sınıfın içinde küçük düşürülüşün değil ha o gelse bile gül geç her zaman, utançtan kızaran yüzünü saklamak zorunda kalma. En nefret ettiklerin bile dost olsun kimi zaman, insan oğlu kin tutmazmışçasına.

                Ve uyandığında ertesi gün kendini verme acılarını unutturan bağımlılığına, ekranı açıp dalmak zorunda kalma bir sitcoma, oturup izlerken düşüncelerinden uzaklaşma, sanki mümkünmüşçesine. Gül geç yine o akşam, göm içine, devam et çünkü bitmeyecek bir bölümmüşçesine.

TAKINTI

                Burası gri bir dünya, mavinin ve yeşilin olmadığı, her şeyin siyah ve griden ibaret olduğu bir dünya. Kafamı kaldırıp gökyüzüne baktığımda gördüğüm şey gri, antik Yunancada nasıl mavi diye bir renk yoksa, gökyüzü bakıra çalan bir renkle ifade ediliyorsa işte bu mahalle de aynen öyle. Sanki bir renk hırsızı gelmiş ve bütün renklerle birlikte bütün duyguları da çalıp gitmiş. Geriye öfke, hüzün, korku ve bu duygulara en çok uyan renkler kalmış. Bu denli iç karartıcı bir yerde yaşarken içinde güzel duygular barındırmak, hayal kurmak ve mutlu olmak neredeyse imkansız. Burada insanın umurunda olan tek şey hayatta kalmak ve yaşamak için gerekli rutinleri yerine getirmek.

                Zor, bir çocuğun başının hemen yukarısında kalan çekmeceyi açamaması kadar zor. Hayatını düzgün bir amaç uğruna geçirmediğini bilmek ve sadece hayatta kalmak için yaşamak. Avareliğin esir aldığı bir bedende hapsolmuş, arzularla ve isteklerle dolu zihin. Bu zihne sahip olmanın getirdiği tatlı-acı mutluluk. Hala bir şeyler olduğunu bilmek, güzellikler ve iyiliklerin olduğunu bilmek, cennetin kapılarının bir gün açılabileceğini bilmek ama bunlara doğru yürüyememek zor. Bu zorluğu, düşüncelerin, tıkalı bir damarda akmaya çalışan kana ve damara uyguladığı basınca benzetmek yanlış olmaz. Bir elinle ittiğini bir elinle almaya çalışmak gibi bir duygu, bu mahallede hatta bu şehirde yaşamak.

                Ah hele o bitmek bilmeyen sesler, daha doğrusu ansızın yükselen çığlıklar ve ansızın kulakları çınlatan silah sesleri. Bir arabanın freninin acı çığlığı ve birkaç dakika sonra giderek yaklaşan ambulans sirenleri. Gecenin bir yarısında uykudan uyandıran bütün bu sesler bir işkenceden başka bir şey değil, uykuda bile huzuru bulamamak ve ölümün provasını doğru düzgün yerine getirememek bir insanın en ilkel içgüdülerine saplanan bir bıçaktan ibaret. Kulaklarını ne kadar tıkarsan tıka, başını yastığa ne kadar gömersen göm onlardan kaçamazsın. Seslerden ve onların getirdiği azaptan kurtulamazsın, odanın en uç köşesine çekilip başını dizlerinin arasına sıkıştırsan bile onları hala işitirsin. Bir de bütün bunlar yetmezmiş gibi her akşam ve her sabah yükselen yan komşunun kavga sesleri. Çocukların salya sümük ağlaması ve ayyaş bir kocanın anlamsız böğürtüleri.

                Burada geçirdiğim günlerimin bir an önce bitmesini istiyorum bu yüzden süreci biraz hızlandırmam gerekiyor, buna kadar verdim. Birkaç saat sonra yapay gölün olduğu parkta, söylediklerimi getirecek olan adamla buluşmak için üstümü giyiniyorum. Giydiğim frak İtalyan yapımı, siyah ve sade. Bu zamanlarda frak giymiş insanlara rastlamak pek mümkün değil ama ben bu kıyafetin içinde kendimi hazır hissediyorum. Parktaki işim bittikten sonra, asıl önemli olan buluşmada kendimi yeterli hissetmemi sağlayacak şeylerden bir tanesi. Evden çıkar çıkmaz arabama atlıyorum, çevreyi ve olan bitenleri izlemek gibi bir niyetim yok şu anda. Her şeyin hala aynı olduğunu, kaldırımların kenarına park etmiş araçların arasında yığılmış çöplerin olduğunu, yarım metre kadar yana yatık sokak lambalarının olduğunu ve pencerelerinden etrafı seyretmekte olan insanlar olduğunu görmesem de biliyorum. Buraya alışmak zor ama burayı tanımak zor değil, yaşayanların belli başlı rutinleri var. Tahmin edemeyeceğiniz tek şey çocukların hala kaybolmamış bir istekle sağa sola koşuşturması ya da üzerinize doğru gelen bir futbol topu. Elbette bir müddet sonra onlar da bundan bıkacaklar ve neredeyse tamamı aileleri gibi alışılmış bir beklentisizliğe erişecek. Bunu erişmek olarak tabir ediyorum çünkü burada yaşarken en çok ihtiyaç duyduğunuz şey beklentisiz olmak olacak. Bu yüzden ben hala zorlanıyorum çünkü beklentilerim var, burada yaşamayı, ölene kadar bu sokakta bir yerde oturmayı düşünmüyorum. Bu sadece geçici bir durum benim için.

                Ana caddeye gelene kadar yollarda trafik ışığı yok, kimsenin aldırmadığı birkaç dur işareti ve hız tümseği var sadece. Belki de bu yüzden her hafta trafik kazası gerçekleşiyordur, aceleyle bir yerlere yetişmeye çalışan sürücüler ve yine aceleyle koşuşturan yayaların birbirleriyle olan kanlı mücadelesi.